|
|
HABER BAŞLIKLARI |
|
|
|
|
|
|
YORUMLAR
KARİKATÜR KRİZİ BİLİNÇLİ OLARAK TIRMANDIRILIYOR! Batı’nın edepsiz edipleri, bilinçli olarak Müslümanlara saldırıyorlar. Müslümanlara saldırmakla kalmıyor, PEYGAMBER EFENDİMİZ HAZRET-İ MUHAMMED’E (O’na, al ve ashabına salât ve selâm olsun) bile saldırmak cüretinde bulunuyorlar. Bu EDEPSİZ EDİPLER, yeniden bir KARİKATÜR KRİZİ YARATARAK ADETA MÜSLÜMANLARI KIŞKIRTMAKTADIRLAR. Bizim dinimizde mukaddeslere saldırmak yoktur. KUR’AN-I KERİM’DE, kâfirlerin putlarına dahi küfredilmemesi istenmektedir. “Siz onların putlarına küfrederseniz, onlar da ALLAH’A küfrederler” buyrularak, bu konuya dikkatler çekilmekte. Onların Peygamberlerini, biz zaten Peygamber kabul ederek, iman etmekteyiz. Hıristiyanların Peygamber bildikleri, hatta Peygamberlikten öteye RUBUBİYET İSNAT ETTİKLERİ HAZRET-İ İSA’YI DA (Cümle peygamberlere salât ve selâm olsun) Yahudilerin Peygamber bildikleri ve şirke düştükleri HAZRET-İ MUSA’YI DA BİZ Peygamber biliyoruz. Hatta ULULAZM PEYGAMBERLER ARASINDA YER ALDIKLARINA İNANIYORUZ. Duyuyoruz ki, İsveç'teki 3 gazete, 9 Mart 2010 tarihli sayılarında yine Hz. Muhammed'in karikatürünü çizmişler ve bunu İsveçli karikatüristi öldürme planı yaptıkları gerekçesiyle 7 kişinin yakalanmasından sonra gerçekleştirerek, güya ifade özgürlüğüne katkıda bulunmuşlar! Bu edepsiz ediplere sormak gerekmez mi. MUKADDES DEĞERLERE SALDIRMAK, NE ZAMANDAN BERİ FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜ OLDU. Dergilerinde yayınladıkları KARİKATÜRLERİN, bütün İslam Âlemini rencide ettiğinin farkında değiller mi! Elbette, farkındadırlar. Amma, bunu bilinçli olarak ve kasten yapıyorlar. Dagens Nyheter, Expressen ve Sydsvenska Dagbladet gazetelerinde yer alan karikatürler, edepsizliğin daniskasıdır. Aynı karikatür, 18 Ağustos 2007 tarihinde “İfade özgürlüğünün önemini göstermek için" ibaresi altında yayımlanmıştı. Bunun üzerine, El Kaide'nin Irak kolunun lideri Ebu Ömer El Bağdadi, internet üzerinden, Lars Vilks ile gazetenin yazı işleri müdürü Ulf Johansson'un öldürülmesi çağrısında bulunmuştu. Şimdi, El Kaide’nin Irak kolunun lideri Ebu Ömer El Bağdadi’nin, fetvasının çok yerinde olduğunu söylersek, haksız mıyız? Ey edepsiz edipler, biliniz ki İSLÂM DİNİNİN ÖNDERİNE KARŞI İŞLEDİĞİNİZ EDEPSİZLİĞİNİZ, ELBETTE, CEZASIZ KALMAYACAKTIR. Cezayı vermek için EL KAİDE ÖRGÜTÜNDEN OLMAYA GEREK DE YOK. BU KONUDA, BÜTÜN MÜSLÜMANLARIN DÜŞÜNCELERİ EL KAİDECİLER GİBİDİR! |
|
İSTİKLÂL MARŞIMIZI EZBERLEYENLERİN HEPSİ DE BİRİNCİ Dün, Halk Eğitim Merkezinde önemli bir etkinlik vardı. Emniyet Genel Müdürlüğünün talimatları, Valiliğimizin izin ve desteğiyle İSTİKLÂL MARŞI’MIZIN kabulünün 89. yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde İl Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenmiş olan ilköğretim okulları arası “İSTİKLAL MARŞINI EN GÜZEL BEN OKURUM!” yarışmasının finali yapıldı. Açış konuşmasını yapan İl Emniyet Müdür Yardımcısı Sinan Beğenir’in (İkinci Sınıf Emniyet Müdürü) verdiği bilgilere göre,, yarışmaya 39 okuldan 5 bin kadar öğrenci katılmıştı. Final yarışmasına, 39 okulun birincileri katılacaklardı. Jüri tarafından tespit edilecek ilk üçün ödülleri 12 Mart 2010 Cuma günü (yarın) İl Kültür Müdürlüğünde düzenlenecek törende verilecekti. Yarışmacı öğrencilerin hepsi de, İstiklâl Marşı’nın on kıtasını okudular. Gerçekten, 39 öğrencinin 39’u da İSTİKLÂL MARŞIMIZI çok güzel ve içten seslendirdiler. Yani, bize göre hepsi de birinciydiler. Bizce, aralarında ilköğretim okulu birinci sınıf öğrencilerinin de bulunduğu yarışmacıların, İSTİKLÂL MARŞI’NIN on kıtasını ezberlemiş olmaları bile, birinci sayılmaları için yeterliydi. Bir yarışma düzenlenmişti ve bu yarışmaya 5 bin kişi katılmıştı. Yani, bu yarışma sayesinde 5 bin kişi İSTİKLÂL MARŞIMIZI EZBERLEMİŞTİ. Hem de ilk iki kıtasını değil, on kıtasını birden. Bundan daha güzel sonuç olabilir mi! Zaten, işin sadece bu yönü, yarışmanın amacının gerçekleştiğinin ispatıdır. Elbette, her yarışmanın birincileri, ikincileri, üçüncüleri olacaktır. Derecelendirmeler, amaç değil, araçtır. Amaç, İSTİKLÂL MARŞIMIZIN EZBERLENMESİNİN SAĞLANMASIYDI. Ve beş bin öğrencinin katılmalarıyla hedefe ulaşılmıştı. Lisedeyken, ASKERLİK dersimize gelen KENDİSİ DE ASKER bir hocamız vardı. O zamanlar rütbesi yüzbaşıydı. Adı da, KEMAL SALDIRANER’Dİ. Hayattaysa, ALLAH UZUN ÖMÜRLER VERSİN, ÖLMÜŞSE MEKÂNI CENNET OLSUN. Kore savaşına katılmış bir gazi, bir kahramandı. KUNURİ’DE, TÜRK TUGAYI ÇEMBERE ALINDIĞINDA, O DA, ÇEMBERİN İÇİNDEYDİ. Bize sık-sık KORE Savaşına AİT HATIRALARINI ANLATIRDI. Hem, öyle candan ve heyecanlı anlatırdı ki kendimizi KORE SAVAŞINI YAŞAMIŞ GİBİ HİSSEDERDİK. İşte, bu Askerlik Hocamızın söylediği ve adeta zihnime kazınmış şöyle bir deyimi vardı: -“Her Türk asker doğar, asker yaşar ve asker ölür. Bu bakımdan, ders notu açısından hiçbir kaygınız olmasın. Sadece, Türk olmanız, askerlik dersinden 10 almanıza yeter ve artar bile.” Gerçekten de, bütün öğrencilere askerlik dersinden 10 verirdi. Zaten, kitabın müfredatını da takip etmezdi. Genelde tarihi anekdotlarla, fıkralarla, misallerle askerliğin önemini vurgulayan sohbetler yapardı. Bu sohbetleriyle, bize milli duyguları aşılar, hepimizi askerlik sevdalısı haline getirirdi. Ben de, Askerlik Hocamız Yüzbaşı Kemal Saldıraner’den öğrendiğim gibi, diyorum ki, İSTİKLÂL MARŞIMIZIN ON KITASINI EZBERLEYEN KÜÇÜKLERİN HEPSİ DE ASLINDA BİRİNCİDİRLER. Değil mi ki, Marşın on kıtasının, onunu da ezberlemişler. Marşı, birbirlerine göre biraz daha güzel okumuş olmaları, ancak, işin teferruatıdır. Bu bakımdan, sadece finale katılanları değil, 5 bin yarışmacının 5 binini de tebrik ediyor, gözlerinden öpüyorum. Ayrıca, açtıkları yarışmayla, 5 bin çocuğun İSTİKLÂL MARŞIMIZI EZBERLEMESİNE KATKI SAĞLAYAN İL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜNÜ DE, BU AÇIDAN KUTLUYORUM. |
|
“KÂĞITTAN KAPLAN!” Kahraman Ordumuzu yıpratmak için yapılan dolaylı saldırılar, hedefine ulaşmış gibi. Şanlı Ordumuzu hedef alanlar, artık ELLERİNE KINA YAKABİLİLİRLER. Çünkü yabancılar ELLERİNE KINA YAKMAĞA BAŞLADILAR BİLE… İngiltere’de yayınlanan “NEWSWEEK” adlı dünya çapında meşhur bir dergi var. İşte bu dergi son sayısında Türkiye'deki gelişmeleri anlatırken “ORDU YENİLDİ!" başlığı altında bir haber yapmış. Aynı haberde kahraman Ordumuzu “KÂĞITTAN KAPLAN!” deyimiyle adeta gırgıra almış! Peki, İstiklâl savaşlarında 7 düvele karşı kahramanca çarpışan, mukaddes vatan topraklarını düşman istilâsından kurtararak Cumhuriyeti kuran Şanlı Türk Ordusunu yenenler kim veya kimlerdir! Acaba, Türk Ordusunun “Kâğıttan Kaplan!” olarak gırgıra alınmasına yol açanlar, Kahraman Ordumuzun bu şekilde nitelendirilmesinden utanmıyor, sıkılmıyorlar mı? İnanır mısınız, Kahraman Ordumuzun YENİLDİĞİNE ve “KÂĞITTAN KAPLAN!” olarak alaycı bir ifadeyle tanımlanmasına öyle öfkelendim ki, bu haberi yazanları ve böyle bir haberin yazılmasına yol açacak gelişmelere yol açanları elime geçirsem, boğabilirim. Hani, Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi: Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdadıma saldırdı mı,hatta boğarım!... —Boğamazsın ki! —Hiç olmazsa yanımdan kovarım. Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam; Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale; Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale! Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Evet, Şanlı Ordumuzun “kâğıttan kaplan”a benzetilmesine yol açan densizleri içimizden boğmak geliyor. Boğamazsak, kovmak geliyor! Ve bu densizlere diyoruz ki, 7 Düvelin Türk Ordusuna veremediği zararı, siz verdiniz. Yarattığınız bu tabloyla gururlanabilirsiniz! |
|
“MARİFET, İLTİFATA TABİDİR, MÜŞTERİSİZ META, ZAYİDİR!” Vali Necati Şentürk, hemen her dalda başarılı olan gençleri ödüllendirmeye devam ediyor. Dün de Makamında Taekwondo, Judo ve Atletizm yarışmalarında başarı gösteren gençleri kabul ederek, ödüller dağıttı. Ödüller, gerçekte bir motivasyon aracıdır. Başarılılar, takdir edildiği zaman neşvünema bulur, dallanır budaklanırlar. Sahneye çıkan sanatkârları motive eden, seyircilerin alkışlarıdır. Alkışlar olmazsa, başarının önemi olmaz. Başarılı insanlar, başarılarının bilinmesini, övülmesini isterler. Zaten, başarının ardında koşmalarının asıl sebebi de budur. Takdir eden, alkışlayan olmazsa başarının ne önemi var… Mecellede bir kural vardır: “MARİFET, İLTİFATA TABİDİR. MÜŞTERİSİZ META ZAYİDİR!” denilir. Dün, 25 kadar genç (kız-erkek) kendi dallarında gösterdikleri başarılarından dolayı ödüllendirildiler. Doğrusunu isterseniz, marifet sahibi gençlerin iltifatlarla karşılanmaları, ödüllendirilmeleri güzel hareketlerdir. Başarılı olmaları yolunda azimlerini güçlendirir. Muhtelif dallarda başarı gösterenler, özellikle makam sahiplerinin kendilerine iltifatta bulunarak ödüllendirmelerini, elbette yaşamları boyunca hep anımsayacaklardır. Tabii, daha başarılı olmak ve ödüllendirilmenin hazzını daha da duymak için gayret için de gayret içine gireceklerdir. İşte, Vali Necati Şentürk’ün yaptığı da budur. Vali Necati Şentürk, sporcuların azimlerini kamçılayacak ödüllerini verirken, kısa ve anlamlı bir konuşma yaparak dikkatlerini çekmeyi de ihmal etmedi. Gençlere “önce eğitim, sonra eğitim, yine eğitim ve sonra spor!” tavsiyesinde bulundu. Sporun, ömür boyu yapılması gereken bir aktivite olduğunu söyleyen Vali, özellikle amatörce yapılan sporun yararlarına vurgu yaptı. “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur” deyimini anımsattı. “Marifetin, iltifata tabi olduğu” gerçeğinden hareketle, sporun muhtelif dallarında başarılı gençlerin ödüllenmelerini biz de takdirle karşılıyor ve yetenekli gençleri ödüllendirmeyi itiyat haline getiren yetkilileri bu marifetlerinden dolayı, takdirle karşıladığımızı belirtmekte yarar görüyoruz. |
|
KADIN HAKLARI DERKEN! Kadın hakları derken, kader kurbanı kadınları da haliyle hatırlamak lâzım. Çünkü her birinin kendisine göre bir hayat hikâyesi, kadın olmanın mağduriyetini yaşamışlığı vardır. Türkiye’de 61 genelev bulunduğu ve bu genelevlerinde vesikalı olarak çalışan 3 binin üzerinde kadının mevcudiyetinden bahsedilmekte. Tabii, bu kadar olsa, ne ala diyeceğiz! Amma, randevu evlerinde gizli olarak çalışan 100 binin üzerinde hayat kadın bulunuyor. Bir de bunlara, başka ülkelerden gelerek lüks otellerde, motellerde çalışan ithal malı hatunlar var! Fuhuş, başlı başına büyük bir sektördür. Bir zamanlar, Türkiye’nin VERGİ REKORTMENİ MATİLD MANUKYAN adlı ERMENİ KADINDI. Bir genelev patroniçesinin, vergi rekortmeni olacak kadar para kazanması, fuhuş sektöründe dönen paranın ölçüsünü belirtmek açısından çok önemlidir. Çektikleri acıları dile getiren bir hayat kadını, çalıştığı genelevinde 70 kişiye kadar pazarlandığı günler olduğunu söylüyor. İşkencenin boyutuna bakın! Hem de, müşteriden alınan paranın ancak dörtte birini almakla yetinmek zorunda bırakılarak. Tabii, bir belâlısı varsa, aldığı paraları da elinden alır veya en azından kırıştırır! Fuhuş sektörünün bu denli gelişmesi, tuzaklar kurularak, ağa düşürülen kızların kadınların sayılarının ne kadar çok olduğunun kanıtı olsa gerek. Fuhuş sektörü, ilköğretim çağındaki kız çocuklarından başlayarak, ağlarını örmekte, genç kızları ve kadınları mağdur duruma düşürmektedir. Uyuşturucu ve benzeri zehirli maddelere alıştırılarak yoldan çıkarılan kızların-kadınların durumları ile yakından ilgileniliyor mu? Kadın hakları derken, aslında, işe fuhuş sektöründen başlamak lâzım. Fuhuş sektörüne eleman temin eden çeteler, mafyalar var. Kadınlara en büyük zulmü, haksızlığı bunlar yapıyorlar. Bunları görmezden gelemeyiz! Özellikle, büyük Şehirlerde bu işi yapan BABALAR bulunduğu söyleniyor! Barların, pavyonların, genelevlerin haraçlarını alarak, servet sahibi olan bu kimselerin asıl adlarının BABA DEĞİL, PEZEVEN OLMASI GEREKİR YA! Ve maalesef, genelev olmadığı için gururlandığımız Şehrimizde bile, çok sayıda gizli randevu evleri bulunduğu iddiaları oldukça yaygın! Kadınları koruyacaksak, can damarından korumamız gerekeceğini asla unutmayalım! Kadınlar gününde, bu en mağdur sınıfta olanları unutmayalım! |
|
TESTİYİ KIRMADAN ÖNCE, TOKADI YAPIŞTIRMAK LÂZIM! Dün sabah 04.32 saatlerinde Şehrimizde de hissedilen bir deprem oldu. Bilahare artçı sarsıntılar da meydana geldi. Merkez üssü Elazığ olan depremin 5,5 şiddetinde olmasına karşılık ölü sayısının 100’e yakın olması dikkatleri çekicidir. Geçenlerde, Şili’de deprem oldu. Hem de 8,8 şiddetinde bir deprem. Amma, ölenlerin sayısı 300 kadardı. Allah korusun, 8 şiddetinde bir deprem, Türkiye’nin hangi noktasında meydana gelirse gelsin, kimbilir kaç bin kişi ölecek, nice hanümanlar sönecektir! Türkiye’de meydana gelen depremleri bir düşünün. Yalova’da meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki depremde binlerce insanımız ölmedi mi. Erzincan, Erzurum, Varto, Hınıs ve benzeri yörelerde meydana gelen depremlerde binlerce insanlarımız can vermediler mi! Evler, iş yerleri harabeye dönmedi mi. Bu depremlerde mal ve can kaybı öylesine büyük olmuştu ki, hâlâ yaraları sarılabilmiş değil! Japonya’da, Türkiye’de meydana gelen depremlerden çok daha şiddetlileri meydana geliyor amma, ölen insan, yıkılan bina yok. Çünkü onlar tedbirlerini almışlar. Oralarda, hileli inşaat yok! Bizde, inşaat işleri hep hileli. “Takke düştü, kel göründü!” misali, özellikle yapsatçıların inşa ettikleri sitelerin ne kadar çürük oldukları, en hafif bir sallantıda ortaya çıkmakta. Herifler, deniz kumu, kullanmışlar, 16’lık demir yerine 8’lik demir koymuşlar. 10 torba çimento konulacak yere 5 torbayı bile çok görmüşler. İnşaatların temelleri için toprağın bir karış altını yeterli görmüşler. Türkiye’nin, deprem açısından riskli bir bölgede bulunduğu ve derin fay hatlarının altımızdan geçtiği iddiaları oldukça yaygın. Allah korusun, İstanbul’da 7 şiddetinde bir deprem olursa, binlerce insanın öleceği, binlerce inşaatın çökeceği belirtiliyor. Amma, buna rağmen, hâlâ akıllanmış değiliz. İnşaatlar yine denetimsiz, sağlıksız ve eksik malzemelerle sürdürülmekte. Ne kadar sağlıklı bir bilgi bilemiyoruz amma, Siirt’in, birinci derece deprem riski olan iller arasında bulunduğu söyleniyor. Buna rağmen, başta Şehir merkezi olmak üzere, sağlıksız ve kontrolsüz inşaatlar devam etmekte. Şunu da söyleyelim, istatistiklere göre, en çok konut satışının yapıldığı iller arasında Siirt’te yer alıyor. İnşaatların alt yapısı yok. Depreme karşı dayanıklı yapı kültürü gelişmemiş. Bırakın depreme karşı dayanıklı inşaatlar yapılmasını, inşaatların normal şartlara bile uygun olmadığı bir gerçek. Allah korusun, bu gidişle kafamız bir gün DANK EDECEK amma, o zaman da iş işten geçmiş olacak. Hani, Nasrettin Hoca’nın bir fıkrası vardır. Kızını, su getirsin diye, çeşmeye gönderirken, peşin-peşin bir tokat vurup: —Sakın testiyi kırma! Dediğini gören komşusu: —Hocam, neden tokat vurdun! Zavallı testiyi kırmadı ki! Deyince Hoca cevabı yapıştırmış: —Testiyi kırdıktan sonra, tokat vurmuşsun ne yararı var! Asıl, testiyi kırmadan vuracaksın ki, aklı başında olsun, testiyi kırmasın! Görevli kurum ve kuruluşlar, yapılan binaları daha inşaat halindeyken yeterince ve gerektiği şekilde denetleseler, kurallara uymayanlara gerekli cezaları verseler, ALLAH KORUSUN bir deprem durumunda, binaların yıkılmasından ve altlarında binlerce insanların kalmasından çok daha iyi olmaz mı? Ham, “Zararın neresinden dönülürse kârdır!” deyimini unutmamak lâzım! |
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 10 Toplam: 1168 |
|
|
RESİM GALERİSİ |

Fotoğrafa Tıklayarak Galeriyi Gezebilirsiniz |
| ---------------------------------- |
| ---------------------------------- |
|
|
|
| |
|
|
İSTATİSTİK |
| Bugün | 120 | | Dün | 378 | | Bu Hafta | 1769 | | Bu Ay | 5352 | | Tümü | 157372 | |
|
|
|
 |