|
|
HABER BAŞLIKLARI |
|
|
|
|
|
|
ANEKDOTLAR
AKŞAMDAAAAN, AKŞAMA İÇKİ, HER BAYRAM, HER BAYRAM NAMAZ! Hiç Oruç tutmayan Bektaşi meşrep Siirtli Bayram namazını en ön safta kılmış. Camiden çıkarken O’nu tanıyan bir dostu: -Oruç tutmuyorsun ama, Bayram Namazını kaçırmıyorsun maşallah! Diye takılmak istemiş. O da cevap vermiş: -Bak dostum, ben oruç tutmasam da, akşaaamdan, akşaaama kafayı çeksem de, her bayram, her bayram kaçırmam, mutlaka bayram namazımı kılarım! |
|
“BİZ İÇİNDEYKEN YETİŞEMİYORUZ!” Ramazan’da, teravih namazını süratle kıldıran Siirtli bir imamın arkasında namaz kılınmaktayken, imamın hızına dayanamayarak istirahata çekilen cemaatten biri, bakmış ki, yeni gelen biri de namaza yetişmek için acele-acele abdest alıyor: Dayanamayarak söylenmiş: -Biz, içindeyken imam efendiye yetişemiyoruz. Sen, dışarıdan gelmiş, nasıl yetişeceksin bakalım! |
|
ÇORABININ TEKİYLE HASTAYA GİDEN DOKTOR Siirt’te hizmet verdiği yıllarda, “İYİLİK MELEĞİ” olarak anılan Hemşerimiz Merhum Dr. Vehip Arıkan’la ilgili bir anıyı nakledelim. Belki diğer doktorlara da örnek olur. Anıyı yaşayan hemşerimiz anlatıyor: -Hasta olan bir yakınımın ziyaretine gitmiştim. Gece geç saatlerde durumu ağırlaşan hastaya bakması için Dr. Vehip Arıkan’ın arkasına gidildi. Doktor, az sonra hastanın başucundaydı. Dikkat ettim, ayaklarının birinde çorap vardı. Biri çorapsızdı. Öyle acele etmişti ki, bu telâş içinde, çorabının tekini giymeyi bile unutmuştu. İşte, Siirt’imizin unutulmaması gereken böyle güzel insanları hep olmuştur. Rahmet ve minnetle anıyoruz. |
|
“VERDİĞİ NİMETLERE ŞÜKREDİYORUM!” Şakacı mizaçlı Siirtli, camide ellerini açmış uzun-uzun dua ederken gördüğü arkadaşına takılmış: -Kardeşim, sen Allah’tan daha ne istiyorsun. Zenginlik vermiş, mevki-makam vermiş. Salih evlatlar lütfetmiş. Hepsinden önemlisi çok güzel, akıllı kibar bir hanımın var! Duada bulunan kişi, arkadaşının esprisine karşılık cevabı yapıştırmış: -Elhamdülillah, bu saydıklarının hepsi var! Ben zaten, Cenabı ALLAH’TAN bir şey istemiyorum. Sadece, verdiği nimetlerine karşı şükranlarımı arzetmekteyim… |
|
BERBERE (KUAFÖRE), OYNANAN OYUN! Allah’ın “Yürü ya kulum!” diyerek, Karun kadar zenginleştirdiği bir hemşerimiz, Siirt’e her gelişinde, eski berberinin (kuaför) dükkânına gider, tıraş olurmuş. Amacı, tıraş olmaktan çok, eski berberine bol bir ücret ödeyerek gönlünü almakmış. Zengin hemşerimiz, bir gün yine İstanbul’dan, Siirt’e gelmişken bir dostunun iş yerinde biraz oturmuş ve: -Ben, bizim berber Ahmet’in dükkânına gidip tıraş olacağım. Demiş. İş sahibi dostu, zengin iş adamının her gelişinde, eski berberine (Kuaför) giderek tıraş olduğuna ve bol bir ücret ödediğine vakıfmış. Aklından bir cinlik geçmiş. Zengin dostuna demiş ki: -Ben, senin bu berberine bir oyun oynamak istiyorum. Tabii, eğer müsaade edersen ve sen de bana yardımcı olursan. Zengin Siirtli: -Nasıl bir oyun? Diye sorunca, dostu anlatmış: -Şimdi sen, berber Ahmet’in dükkânına gidip tıraş olacaksın ya. Ben de oradan geçiyor gibi yapacağım. Seni yeni görmüş gibi yaparak, Berberin Dükkânına girip, “hoş geldin” deyip, seninle kucaklaşacağım. Sonra, çıkarıp senin tıraş paranı normal tarife üzerinden ödeyeceğim. Tabii, o almak istemeyecek. Ama sen “arkadaşı kırma, ondan al!” diyeceksin. Bak, berber ne hallere girecek… Zengin hemşerimiz de, biraz matraklık olsun diye, teklifi kabullenmiş. Berber Ahmet’in dükkânına gitmiş. İstanbul’dan gelmiş olan zengin hemşerisini gören berber, temennayla önüne kalkmış. Hürmetlerini sunmuş. Bizim zengin de, koltuğa oturarak, sakalını tıraş etmesini söylemiş. Berber, “En az yüz lira ödeyeceğini” tahmin ettiği zengin hemşerimizi, tam tıraşa başlayacakken, sözleştikleri gibi, arkadaşı dükkânın önünden geçmiş ve sanki yeni görüyormuş gibi, içeriye girerek: -O, merhaba ağabeyciğim. Hoş gelmişsin, Safalar getirmişsin. Sıhhatler olsun! Diyerek selâmladıktan sonra: -Ağabeyin tıraş parası benden! Demiş. Çıkarıp beş lira uzatmış. Berber, her ne kadar: -Ağabeyim kabul etmez! Diyerek ayak diretmiş ve parayı almak istememişse de, beriki çok ısrar edince, zengin de müdahale etmiş: -Ahmet, madem hemşerimin canı istemiş, benim tıraş paramı vermek istiyor, ısrar etme, al, ayıp olmasın! Demiş. Berber Ahmet, çar nâçâr denileni yapmış ve beş lirayı almış. Parayı veren: -Üstü kalsın! Diyerek, bir de için için alay etmiş. Yüz lira gelecek diye sevinirken, beş lira almak durumunda kalan berber, iki dost, dükkândan birlikte ayrılınca, ellerini dizlerine vurarak dövünmeye başlamış: -Allah yıkfel beytok, eşem kefelt beyti (Allah evini yıksın, nasıl evimi yıktınsa!” Diyerek, zenginin yerine para ödeyen için beddua etmeğe başlamış. O, böyle beddua ederken, biraz sonra, bir delikanlı gelmiş. Berbere yüz lira uzatarak: -İstanbullu zengin ağabey tıraş parası olarak gönderdi! Demiş. Bunun üzerine Berber rahat bir nefes almış. Oyunu oynayan da, bilahare kendisine durumu anlatarak helâllik dilemiş. |
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 436 |
|
|
RESİM GALERİSİ |

Fotoğrafa Tıklayarak Galeriyi Gezebilirsiniz |
| ---------------------------------- |
| ---------------------------------- |
|
|
|
| |
|
|
İSTATİSTİK |
| Bugün | 344 | | Dün | 412 | | Bu Hafta | 756 | | Bu Ay | 4339 | | Tümü | 156359 | |
|
|
|
 |